Dernek Yönetim  Kurulu
Köylümüzün Fotografları
Şikayet ve Temennileriniz

YOZGAT VE ÇAYIRALAN'IN TARİHÇELERİ

Güçlü Olan Zayıf Yanını Herkesten İyi Bilendir ; Daha Güçlü Olanı İse, Zayıf Yanına HÜKMEDENDİR...
İnsanlar Başaklara Benzer; İçleri Boşken Başları Havadadır, Doldukça Eğilirler...
ÇAYIRALAN TARİHİ

Çayıralan’ın güneyinde Kızılırmak’ın üzerinde tarihi beş köprü görülmektedir.Anadolu üzerinde kuzeyden-güneyden-kuzeye geçen yolların bu köprüden geçtiği tesbit edilmiştir.Yollar ve köprülerin bugün birçoğu ayakta olup,bazıları harabe haline gelmiştir.Yine bu yerlerde l7-l8 tane han ismi söylenmektedir.En son araştırmalara göre de doğudan-batıya,batıdan-doğuya uzanan kervan yollarının bir tanesi ilçemizden geçmektedir.Kızılırmak’ın kuzeyindeki yol Konya-Aksaray’a doğru uzanmakta buradan da Hacıbektaş ve ilçemiz vadisinden Sivas-Erzurum ve Tebriz’e kadar gitmektedir.Bir arkeloğ’un incelemeleri ile Çayıralan’ın 2,5 km doğusunda Yassı Hüyük üzerinde tarihi Tuğulhan(Çayırşeyhi)bugünkü Çayıralan isminin alınmasında etken olmuştur.Yine Beypınarı mevkiinde Han’ın İnişi diye bilinen yerde bağlı han görülmektedir.İçanadolu bölgesinin ilk yerleşik halkı Hattat’lardır.Hititler Boğazkale’yi merkez yapmakla beraber yöremizi askeri ön karakol olarak kullanmışlardır.Bu iddiamızıda l934-l935 yıllarında Çayıralan’da çıkan Hitit Kraliçesi mezarı eşyaları belgelemiştir.
M.Ö Perslerin Anadolu hakimiyeti ile bölgemize perslerin sahip olduğu bilinmektedir.Lidya ve Friğyalılarla M.Ö 552 yılında Kızılırmak üzerinde yapılan savaşta Persler yenilmiş,Kızılırmak sınır kabul edildiğinden,bölgemize hakimiyetleri sürekli olmamıştır.Roma İmparatorluğunun Bergama Krallığını ele geçirmesiyle bu imparatorluk bölgemize hakim olmuş ve Doğu Anadolu’ya kadar yayılmışlardır.Bu devrede yukarıda belirttiğiniz yol ve hanlarda sahip oldukları yollar üzerindeki dikili işaret direkleri(taşlar) bölgemiz içinde sık sık rastlanmaktadır.O zamanlardan kalma köy harabeleri mevcut olup;mezar taşları kitabelerinde bu durum belirtilmektedir.Persler’e karşı Makedonya Kralı İskender,Asya seferine çıktığında bölgemiz Orta Kapadokya devletinin elinde kalmıştır. ismi Danişmentbey’in yazlık yerleşim bölgesinden isim olarak kalmıştır.
l243 Kösedağ Savaşından sonra Selçuklular ve İlhan’lı devletine bağlı valilerce idare edilmeye başlamış,Sivas ve Kayseri bölgemize merkezlik yapmıştır.Bölgemizde daha sonra bölge valisi Eratna bey’in idaresine geçmiştir.Eratna bey aslen Uygur Türklerindendir.Cengiz’in ordularında görev yaptığı görülür.Yöre halkının çoğunluğu Uygur Türkü asıllıdır.Eratna Beyin ölümü ile kadısı olan Kadı Burhanettin idareyi ele geçirmiştir.Bu dönemde Kayseri’ye bağlanmıştır.O günkü ismi Akdağ olarak görülür.Bu isim Uygur Türklerince verilmiştir.Oğuzların Gülhan kolu olan Dulkadiroğulları önce Maraş,Elbistan yöresine daha sonra bölgemize gelerek yerleşmişlerdir.Bozok asıllı bu obalar ve Uygurlardan sonra yörenin Bozok ismini aldığı görülmektedir. (X11-X1V YY ) Bozok’un merkezi ikiye ayrılmıştır.Akdağ(Çayıralan)Bozok’un merkezi olmuştur.Bu devrede geniş bir bölgeyi idare ettiklerini görüyoruz.Örneğin 640 Çiftlik köyü olduğu kaydına rastlanmaktadır.
Osmanlı Devletinin doğuya genişlemesi ve seferleri sırasında bölgemiz zarar görmüş ve Yavuz Sultan Selim tarafından l520’de imparatorluğun içine alınmıştır.Daha sonra burada eyalet oluşturulmuştur.Bu devrede bile Çayıralan bu eyalete merkezlik yapmıştır.Bu durumu açıklayan vakıf belgeleri,camiiler,köprüler ve mezarlar vardır.Eyalet sistemi içinde bir ara Ankara eyaletine bağlı görülmektedir.Ankara tarihinde görülen Çekirge eyaletinde bile Çayıralan’a yardım edildiği görülmektedir. 1876 yılından sonra Boğazlıyan ve Akdağmadeni ilçe olmuş,uzun süre Çayıralan Boğazlıyan’a bağlı Çayırşehri ismiyle nahiye olarak görülmektedir.1892-1936 yılları Boğazlıyan idaresi Uzunlu’da ikamet ettiği için Çayıralan’da Uzunluya bağlı görülür. l948’de idari tanzimle tekrar ilçe haline getirilmiş,Yozgat il’ine bağlanmıştır.
YOZGAT TARİHİ

Yozgat ve yöresi gerek verimli topraklı, hayvancılığa elverişli mer’a ve ormanlarının olması, ayrıca Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan yolların kesiştikleri noktada bulunmasından, beri devamlı yerleşme merkezi olmuştur.
Yerleşen kavimlerin gelişlerine göre şöyle bir sıra verebiliriz:
1. CUMHURİYETİN İLANINA KADAR TARİHİ DEVRE VE OLAYLAR:
HİTİTLERİN ZAMANI:

Hitit başkenti Boğazköy’ün (Hattusas), Alaca höyüğün(Arinna) Yozgat iline çok yakın yerlerde kuruluşundan Hitit hakimiyeti Yozgat ve çevresini de etkilemiştir. Etkinin izleri Alişar ve Çengeltepe kazılarından, etrafta bulunan korugan şeklindeki höyüklerden, haberleşme yığınlarından Çalapverdi köyünde bulunan Hitit kitabelerinden Kerkenez kalesinden bariz şekilde anlaşılmaktadır.Hititlerden sonra yöre kısa süreli Firig, Litya, Met, İskender ve Kapodokya hükümdarı Aryat ailesinin idaresinde kalmıştır.
GALAT VE ROMALILAR ZAMANI:
M.Ö. 230 yıllarından itibaren yörede Galatların Trokmi kolunun hakimiyetini görüyoruz. Büyüknefes köyündeki Takvium harabeleri, Dambasan köyünün Karahal mevkiindeki yol kalıntıları, Küçüknefes köyündeki balıklı havuz, Gündoğdu, Yazıkışla köyündeki belçi kulubeleri Galatların bölgeyi beğendikleri devamlı kalmak için belirtilen eserleri bıraktıkları anlaşılmaktadır.Galat hakimiyetine son veren Romalılar yöresi kendi hakimiyetlerine almışlar, Romalıların bölünmesi üzerine de haliyle Bizans hakimiyeti başlamıştır.Roma devrine, ait Sarıkaya İlçesindeki duvar ve kaplıca en iyi korunmuş Roma eserleridir. Osmanpaşa Bucağı’nda bulunan kalıntıların ve Çalatlı köyünde çıkarılan heykellerle yerköy Kaplıcası da (Uyuz Hamamı)Roma eserleri olarak zikredilebilinir.
1071 yılında kazanılan Malazgirt savaşından sonra, Yöre Danişment Gazi’ye bırakılan Sivas İli’ne bağlı olarak kalmıştır. Danişmentlilerin başkente Kayseri’ye almaları üzerine de Kayseri’ye bağlanmıştır.Osmanlı Bucağı’nda türbesi bulunan, Ahmet Yesevi müritlerinden Mehmedi Şerafettin bu dönemde gelerek çevrenin Türkleşmesine çalışmıştır. Köy ve aile ismi olarak bilinen Salmanlı ve Danışman Danişmentlilerden kalmıştır.Osmanpaşa Bucağı’nın kuruluşuna ait belgelerde, Sivas Vilâyeti’nin Kızılkoca kazasının Hüseyin Abat Sancağı’nın Osmanpaşa kariyesi olarak geçmesi de bölgenin uzun zaman Sivas’a bağlı olduğunu göstermektedir.
ll. Kılıçaslan tarafından Danişment hâkimiyetine son verilmesi üzerine 12. asırdan sonra Selçuklu hâkimiyeti altında kalınmıştır. Ancak SELÇUKLULARIN pek rağbet göstermediklerini yalnız Amasya-Kayseri yolu üzerinde iki kervansaray yaptırdıklarını görüyoruz.
Kadı Burhanettin’in 1393 yılında Akkoyunlu hükümdarı olan Osman Bey tarafından katli üzerine Sivaslılar memleketlerini Yıldırım Bayazit’e teslim ettiler.Yıldırım’la timur arasında 1402 de vukubulan Ankara Savaşı’ndan sonra kısa arayı müteakip, Çelebi Mehmet tarafından tekrar Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır.Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Savaşı’ndan dönüşünde, Kayseri ve Bozok Sancaklarını Dulkadirli beylerinden Şahvur oğlu Ali Bey’e vermiştir. Şehsuvaroğlu Ail Bey’in kızının türbesi hâlen Çandır Bucağı’nda bulunmaktadır. Karabıyık Köprüsü’nü Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi esnasında yaptırdığını rivayet edenler vardır. Bozok yaylası, göçebe hareketlerinin çokluğu, elebaşlarının devlete gaileler çıkarması ve zahiri sebepleri muhtelip bir çok isyanların yer almasıyla ayrı bir şöhrete haizdir. 15. asır’da Kızılkoca oğullarının ve 16. asırda mehdilik iddiasında bulunun Celal’in Baba Zünnün tevlit ettikleri karışıklıklar çok mühim olmakla beraber devletin bu zamanda çok kuvvetli olması dolayısıyla çabuk bastırılmıştır. Ne var ki devletin güçsüz devrinde olan Celali isyanları bilhassa yol güzergahı olan yerlerde yerleştirmeyi güçleşmiş, köylerin daha çok sarp dağ başlarında, dere içlerinde küçük üniteler halinde yerleşmelerine köy ve yurtlarını terklerine sebep olmuştur ki hala acısı çekilmektedir.
Bozok çevresinin, Malazgirt Savaşı’nı takibeden senelerde Türkleşmeğe ve İslamlaşmağa başladığı muhakkak olmakla beraber, çevre bugünkü etnik hususiyetlerini 17. asırdan itibaren güneyden gelip, ısrarla bu havaliye sokulan göçebelerin yerleşmesiyle almıştır. Şimdi köyle aile adları olarak söylenilen göçebeler şunlardır: Cerit, Köçeklü, Harbendelu, silsüpür, Ceraidi, Mamalu, Dabanlı, Rişvan, Badılı, Boynuganı, Göçer Kulu, Kavile(Kâvli), Melikanlı, Receplu, İlbeğili, Şamlılar, Türkmanı Halep, Reyhanlu, Barak, Karaşeyhlu, Heciyanlu, Pehlivanlı, Kuzu Güdenlu, Kevan, Kuşçu, Rişvan, Ağca Koyunlu, Boynu İncelu, Benamlı, Dumanlı, mehyanlı, Mendillu, Kılıçlı, Delikanlı, Okçıyanlı, Milli, Halekanlı, Umranlı, Hamitli, Şefaatlı, Bereketli, Urmiyanlı, Mecanlı, Çadırlı, Nasırlı, Cihanıklı, Merdisli, Avşar, Gündüşlü. 1553 den itibaren Bozok Sancağının başında Murat, Ahmet, Memiş, İsa, Çerkes Hasan, Sunullah, İbrahim, Mamalu oğlu Ömer, Tokmak Hasanpaşa Zade Ahmet gibi şahıslar bulunmuştur. Bunlardan sonra yöre Çapanoğullarının hâkimiyetine girmiştir.
Yozgat yeni çağlarda kurulduğu için etrafında suru, kalesi mevcut değildi. Yalnız şehrin etrafı bir duvarlı çevrilmişti. Bu duvarda şehri müdafaadan ziyade kaçaklığı men içindi (Şeyhlerin derede bahsedilen duvarın bir parçasının bulunduğunu Emekli öğretmen Ahmet Ergin Bey söylemişlerdir.)İdari tarihçede de değinildiği gibi Yozgat İl merkezinin bulunduğu yer, Çapanoğlu Ahmet Paşa tarafından, Medreseoğulları tarafından da Büyük Cami yapıldıktan sonra şehir manzarası göstermeye başlar. Yozgat isminin menşeine ait çeşitli söylentiler ve yabancı kelimeye de dayandırılmak istenilmekteyse de ısrarla Yozkent (sürü şehri) anlamına geldiği ileri sürülmektedir. 19. asrın başlarında ve Çapanoğullarının en nüfuzlu devirlerinde Yozgat nüfusunun 15.000 civarında olduğu, asrın ikinci yarısında da artma olduğu görülmektedir.
Çapanoğullarının, Türkmenlerin hangi kolunda olduğunu, bu mıntıkaya ne zaman geldiklerini kesin olarak söylemeye imkân yoktur. Vesikalara göre Ömer Ağanın oğlu Ahmet Paşa ve onun çocuk-ları Süleyman ve Mustafa Beyler’in şahsiyetleri malûm ve önemlidir. Ömer Ağa’nın babasının kim olduğunu bildiren bir vesika yoktur. Ancak güneyden geldikleri belki de Bayatlardan oldukları ihtimal dahilindedir. Mühimme defterlerinde bu ailenin adı ilk sıralarda Çaparoğlu, daha sonra Çapan ve Cabbar şeklinde geçer, Ömer Ağa’nın mezar kitabesinde ise, doğrudan doğruya Çapar Ömer Ağa yazıldığına göre ailenen adı aslında Çaparoğlu’dur.
Ahmet Paşa:
Çapanoğlu Ömer Ağa’nın oğludır. 1728 tarihlerinde nüfuzlu bir bey olarak görülür. 1732 de geniş yetkiyle, Mamulu Türkmeni beyliği’ne tayin olunan Çapanoğlu Ahmet, gerekli ahaliye zulüm ile gelirlerin azalmasına sebep olan, gerekse Rıka’dan kaçarak birçok zararlar yapan, halkı yerlerinden oynatan göçebelerin tenkiline memur edildi.1722-1746 Osmanlı-İran savaşlarından asker toplamak hususunda hizmetleri görüldü. Yapmış olduğu hizmetlerinden ötürü Bozok Mutasarrıfı olan Çapanoğlu Ahmet’e Kapıcı Başılığı payesi verildi. Şakileri sindirmede, şiddetli kış aylarında İstanbul’un et ihtiyacını bol miktarda koyun sevkederek gidermede büyük hizmetleri görüldü.Taltifler Ahmet Paşa’yı şımarttığı gibi, halka karşı zulmü de arttı. Zulme son vermesi ve adalettin ayrılmaması hususunda gönderilen şiddetli buyrultulara kulak asmadı. Vazifesindeki ihmal dolayısıyla asayış çığırından çıktı. Şakiler havalide pervasızca harekete başladılar. Devlet Çapanoğlu Ahmet’i tehditle yola getiremeyeceğini anlayınca taltif yolunu düşünerek 1760 da Mirmiran rütbesi ve Rumeli Beylerbeyliği payesiyle Sivas Valiliği’ne tayin etti. Bazı eşkiyaların temizlenmesinde hizmeti görülen Ahmet Paşa, tekrar Bozok’a gönderildi. Bozok’a ilaveten Çorum arpalık olarak verildi. Eşkiyaya karşı başarısından dolayı da Niğde Sancağı da arpalık olarak ilâve edildi. Ahmet Paşa’nın hizmetleri makbule geçmekle beraber, fırsattan istifade halkı soyması, kendisinin bilhassa adamlarının zulmü ve nasihat dinlememesi yüzünden 1765 şubatında katline karar verilerek bu işe de Sivas Valisi Feyzullah Paşa memur edildi. Ansızın bastırılarak katledildi ve malı da müsadere olundu.Ahmet Paşa’nın yerine de Abaza Mehmet Ağa mutasarrıf oldu.Abaza Mehmet Ağa da verilen vazifeyi layıkıyla yapamadığından ve ahaliye zulüm ettiğinden azledilerek sırasıyla yerine Seyit Mehmet, Halil Paşa, Süleyman Paşa Zade Ahmet tayin edildiler. Süleyman Paşa Zade’nin yerine Mustafa Bey’in tayin edilmesiyle Bozok Sancağı tekrar Çapanoğullarının eline geçmiştir.
Mustafa Bey:
Ahmet Paşa’nın oğlu olan Mustafa Bey mağrur, cesur ve aynı zamanda zulme fazla mütemayil olarak tanınır. Kapıcı Başılık ve yeni İl Voyvodası ünvanlarına da haiz olan Mustafa Bey’in şaki ve bazı aşiretlerin yola getirilmesinde büyük hizmetleri görüldü. Mustafa Bey; nüfuzunu takviye ettikten sonra devlet otoritesini hiçe saymağa, verilen emirleri dinlememeğe halka zulmetmeğe başladı. Mustafa Bey’in en çetin mücadelesi Canikli Ali Paşa’yla yaptığı savaş oldu.Ali Paşa ve oğlu, Mustafa Bey’in Padişah’ın emirlerine uyması tavsiyesini izzeti nefis meselesi yapmasından, Ali Paşanın oğlu Çorum’a saldırdı. Mustafa Bey de üzerine yürüyerek Gediklan’da bozguna uğrattı. Amasya’da Canikoğullarının gasbettikleri malları sahiplerine iade ettikten sonra Samsun’a doğru yoluna devamla Ali Paşa’nın kuvvetleri- nı kılıçtan geçirdi. Ali Paşa da Samsun’u ateşe vererek Kırım’a kaçtı.Mustafa Bey Yozgat’a döndükten sonra yine eşkıya takibinde ve İstanbul’a et gönderilmesi hususlarında merkezin takdirlerini kazanacak hareketlerde bulundu.Mustafa Bey köleleri tarafından ata binerken Abdullah Ağa Bahçesi’ndeki sarayının yanında 1782 yılında hançerlenerek öldürüldü. (Dadaloğlu da bu şiirinde “Mustafa Bey’e kalmadı dünya” diye olayı dile getirir.)
Süleyman Bey
Mustafa Bey’in küçük kardeşidir. Daha kardeşi zamanında şöhret kazanmış, Kapıcı Başılık pâyesi verilmiş, kardeşi İstanbul’a çağrıldığı zaman Bozok Kaymakamı tayin olunmuştu. Çapanoğullarının en nüfuzlu zamanı Süleyman Bey zamanıdır. Yenilik taraftarı, memleketin hayrını ve halkın refahını düşünen bir şahıs olması dolayısıyle aile, ününü onun zamanında kazanmıştır. “Çapanoğlu’nun abdest suyu, karıştırma altından Çapanoğlu çıkar” deyimleri onun zamanında çıkmıştır.Süleyman Bey de eşkıya ve aşiret yolsuzluklarını önlemiştir. Ancak yararlı hizmetleri yanında onun zulümden geri kalmadığı olmuştur.1787 Osmanlı-Rus Savaşı’nda asker göndererek, İstanbul’un et ve zahire ihtiyacını sağlaması, Hacıların emniyetle yolculuk etmeleri için yıkılan Misis köprüsünü yaptırması, darphaneye altın ve gümüş, baruthaneye güherçile, maçında, Ruslar tarafından Serasker Mustafa Paşa’nın pusuya düşürülmesiyle ordusunun perişan edilmesine karşılık asker toplayarak yardıma koşması, Napolyon’un Mısır’ı istilası üzerine Nizami Cedid’in kurulmasına önemli hizmetleri olmuştur. Süleyman Bey ayrıca, Amasya Muhassılı tayin olundu, 1794 de Tarsus’un 1804 de de Amasya’nın Mütesellimliği Süleyman Bey’e verildi. Halep’te halkı rahatsız eden şakilerin de 1813 de yine Süleyman Bey zamanında oğlu Sivas Valisi Celalettin Paşa’nın Yozgat ve cıvar Köylerinden (Lök, Köseyusuflu, Gökçekişlı bilinenleri ) topladığı güvendiği kişiler yardımıyla ve kurnazlıkla işini hallederek 18 kadarını idam etti. Süleyman Bey 1813 yılında eceliyle öldü. Süleyman Bey’in ölümü üzerine Yozgat müstakil bir sancak olarak daha bırakılmadı. Muhassıslığına Kayseri Sancağı Mutasarrıfı Maraşlı Ali Paşa tayin olundu. Süleyman Bey öldüğü zaman kız ve erkek olarak 25 çocuğu, Büyük Cami’nin kuzey tarafında muazzam bir sarayı, zengin mukataaları, külliiyetli serveti vardı. Süleyman Bey yenilik taraftarı olduğundan,Bulunduğu yerlerde ziraatın gelişmesinde Nizamı Cedit, Sakbanı Cedit’in kurulmasına yardımcı olmuştur. Şair ve devlet adamı Mehmet Akif Paşa, Süleyman Bey ölünceye kadar onun divan katipliğinde bulunmuştur. Çapanoğullarının camiinden başka yöre de Osmanlı idaresi zamanında Sungur-Samsun, Yozgat-Kayseri, Yozgat-Akdağmadeni şoseleriyle 1896 yılında şimdiki lise binası yapılmıştır. Birinci Dünya Kurtuluş savaşlarında Yozgat’lıların gösterdikleri yararlılıklar çeşitli vesilelerle dile getirilmiştir. Galiçya’da Yozgat tertibinin gösterdiği yararlılığa karşılık dikilen şehitler abidesinin gönderilen resmi Yozgat Belediyesi’nde halâ saklanır. Her ne kadar Yozgat hakkında harf tarihine geçmiş, teşvik, tahrik, vaate kanan bir avuç kişinin isyanı varsa da, bu isyan hiçbir zaman bütün Yozgat’lıların olmamıştır. Atatürk’ün isyan sonrası T.B.M.M açılış nutuklarında Yozgat isyanı olarak bahsetmesine karşılık, Yozgat Milletvekili Süleyman Sırrı İçöz’ün “Hayır Paşan Yozgat isyanı değil Çapanoğlu İsyanı” diye cevaplandırması en güzel delilidir. Ayrıca Sivas Kongresi’ne delege göndermekle, yardım toplamakla, düğününün bittiği gün gönüllü savaşa katılmakla, Yozgat ve Yozgat’lılar Kuvay-ı Milliye, Kurtuluş Savaşı’na ve Cumhuriyetin kurulmasında gerekli görev ve katkıda bulunmuşlardır.
ERMENİ OLAYLARI
Yurdun diğer köşelerinde olduğu gibi, 1892-1915 yılları arasında Yozgat’ta da üç defa Ermeni ayaklanması olmuştur. Daha önce Ermeni vatandaş bir iş icabı evinden ayrılırken genç kızını, taze gelininin Türk delikanlısına güvenip emanet eder, Türk ihtiyarı da son yolculuğunda harcanacak Ermeni tüccara senetsiz, şahitsiz bıraktığı gibi, bir ara Yozgat’ın Büyük Camisi’nin mütevelliği Ermeni Atamyan Efendi’ye verilmiştir..Kardeşce yaşayan bu iki toplum yabancı tahrikin neticesinde birbirine düşman edilmiştir. İstanbul’da Türk hükümdarına suikast hazırlayan gizli eller, Yozgat’ta da Liva Paşa’nın Binit hayvanının bıçaklatmış, hakaret ettirmiştir. Anice bastırılan sayısız Türk delikanlısı şehit edilmiştir. Kan ve barut kokuları içinde cephede çarpışan Türk çocuklarının geride bıraktıkları dul ve yetimlerini, kan vergisinden muaf Ermeni komitacıların tasallutundan kurtarmak amacıyla çıkarılan Tecir Kanunu gereğince Ermeniler tehçir edilmişlerdir.Ayaklanmalarda şehit edilen günâhsız Türk Çocukları gibi, Tehçir Kanunu uygulayan Boğazlıyan Kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıf Vekili Kemal Bey de Yozgat İstinaf mahkemesi’nde berat ettiği halde, olaydan dört yıl sonda İstanbul’da kurulan Mustafa Paşa Harp Divanı tarafından yine yabancı baskı neticesinde asılarak şehit edilmiştir.
PONTUS FAALİYETLERİ:
Biz Türkleri aldatmak için önce edebi bir hey’et halinde ortaya çıkan Pontus Cemiyeti, gerçekte de daha kurulduğu 1904 yılından beri önemli bir ihtilal merkezi idi. Gerçi edebiyat da yapmıyor değillerdi ama, elimize geçen vesikalara göre yaptıkları edebiyat Rum gençlerinin ruhlarına isyan ve ihtilâl telkini edebiyatı idi.Teşkilât Samsun ve dolayları kıyalarından başlıyarak ta içerilere Sivas, Akdağmadeni İlçesi’nin yirmi bir köyüne kadar genişleyip ve yayılmıştır. Pontus kulübüne ait kendi mühür- lü ve etiketli kağıtları ile çevredeki bütün Rumları silâh başına, dışardakileri de her türlü yardıma davet ediyordu.En önemlisi ise, yurdumuzun içinde Kurulmuş ve işleyen bütün bu düşmanca tahrik ve teşkilâtı, insanlara dostluk ve barış tavsiye edip kardeşçe yaşama yolları göstermeleri gereken,din adamlarının yani metropolitlerin, papazların idare etmekte olduklarıdır.Teşkilât mensupları çevrede bulunan Türk Köyleri halkını iktisadı baskılardan başka, yerine Göre yakıp yıkarak, göçmeğe zorlamak suretiyle, nüfus çoğunluğunu kendi lehlerine artırmak amacını da gütmekte idiler.
Akdağmadeni İlçesi’nde faaliyet gösteren Pontuscuların amaçlarını tesbit etmek amacıyla Patrikhane zangoçu sıkıştırıldığında, Samsun Pontus teşkilâ- tıyla üyelerine ait evrakın patrikhane içindeki şadırvan suyunun döküldüğü mermer taş altında bulunduğunu itiraf etmiştir.Zangoçtan alınan bilgi üzerine, tarif edilen taş papazın, küfürle karışık karşı koymasına aldırılmıyarak alındığında, bir sandık içerisinde istenilen evrak ele geçirilmiştir.Gizli evraka göre adları tesbit edilen-81- Pontoscu İstiklâl Mahkeme- si’ne gönderilmiştir.Ayrıca patrikhanenin teşvikiyle politikaya Karışan ve Rum halkını Pontuscularla işbirliğine teşvik eden Ankara’nın son papazı Çopuroğlu İstasyos, doğum yeri olan Akdağmadeni ilçesi Güllük köyüne gidip geldiği, yurdun çeşitli yerlerinde de faaliyette bulunduğundan Ankara’da kurulan İstiklâl Mahkemesi tarafından Erzurum’a sürgüne gönderilmiştir.
CUMHURİYETİN İLANINDAN GÜNÜMÜZE KADARKİ DEVRE VE OLAYLAR:
Diğer bölümlerde mukayeseli olarak geniş şekilde de değinildiği gibi Cumhuriyet döneminde Yozgat yöresine de gereği kadar el uzatılmıştır.Alişar ve Çengeltepe kazıları Cumhuriyet döneminde olmuştur. İlçe ve bucaklarda meteoroloji istasyonları kurulmuş ve teşkilâtlandırılmıştır.İl merkezi Sancak’ken il haline getirilmiş,Akdağmadeni, Boğazlıyan ve Merkez ilçesiyle üç ilçesi varken bu sayı 9 a yükseltilmiş, Bucak sayısı artırılmıştır.İlkokul sayısı 83 ten 654'e ortaokul ve mesleki okul, lise sayısı 1 den 39'a yükseltilmiştir.Kültür alanında gerekli araştırma ve koordinasyon Halkevleri aracılığı ile Cumhuriyet döneminden başlamış ilk teşkilâtlı kütüphane 1923 yılında açılmıştır. Tarihi camiler, Osman Paşa Türbesi restore ve tamir edilmiş, yeni bir hayli cami yapılmıştır.Spor sarayı, stadyumun yapılması, sporİşlerinin teşkilâtlanması da bu dönemde olmuştur.Turist celbi bakımından Çamlık Milli Park haline getirilerek yeni dikimlerle alanı genişletilmiş içerisine otel ve benzeri tesisler kurulmuştur.Sarıkaya ve Sorgun kaplıcaları modern hale getirilmiştir.Cumhuriyetten önce yalnız il merkezinde beş yataklı bir hastahane varken bugün merkez ve ilçe sağlık merkez ve hastanelerinde yatak sayısı 380 ne yükseltilmiş ve kırk yedi sağlık ocağının yapılması kararlaştırılmıştır. Çocuk yuvası, yetiştirme veyetişkinler yurdu açılmıştır. Orduları dahi yok eden sıtmanın kökü kazınmıştır.Mübadele suretiyle gelen göçmen vatandaşlara ev, arazi temin edilerek iş bulmaları sağlanmıştır. 1950 den itibaren Bulgaristan’dan gelen göçmenlerin sıkıntı çekmeden iskân , iaşe ve iş imkânları sağlanmıştır.Büyük Yozgat yangını, Peyik ve Karamağra Depremlerinin yaraları Başvekil ve Cumhurbaşkanı olarak İsmet İnönü’nün bizzat gelmesi ve ilgilenmesiyle sarılmış, yeni mesken ve dükkânlar süratle yaptırılmıştır.
1923 yılından önce yalnız Ziraat Bankası Şubesi varken bugün yalnız İl merkezinde yedi banka şubesi açılmıştır.Bira fabrikası kurulmuş, meyva suyu, yağ, dericilik, hayvan yemi, çimento, tekstil, süt tozu tesislerinin açılma ve kurulma çalışmaları devam etmektedir.Tarım makinalaşmış, sulama, zararlılarla mücadele, pazarlama, gübreleme işleri bir hayli aşama kaydetmiştir. Sığır, koyun ve at cinslerinin islahı sağlanmış büyük salgınlar hastalıkla önlenmiştir.Bilhassa yol, su sorunları halledilmiş duruma getirilmiş barajların yapılmasıyla köylere kadar elektrik verilmeye başlanılmıştır.Bilhassa Sorgun linyit ocaklarının işletmeye açılması bölgenin yakıt sıkıntısının önlenmesine sebep olmuştur.Yozgat yöresine tren yolunun gelişi 2 nolu devlet yolunun yapılışı köylere varıncaya kadar P.T.T şubelerinin açılışı da Cumhuriyet döneminde olmuştur.Özel idare hizmet, bina ve tesisleri, vali ve kaymakam evleri yapılmış, belediye sayısı artırılarak, otobüs, su, elektrik, itfaiye, imar gibi belediye hizmetlerinin yapılması yoğunlaştırılmıştır.
Yavuz Sultan Selim zamanından beri önlemeyen eşkiyalık önlenmiştir. Güvenlik ve adliye teşkilâtı islah edilerek kadro ve kuruluş sayısı artırılmıştır.Belirtilen bu aşamaların ışığında Anadolu’nun diğer yöre halkı gibi Yozgat halkı, bilhassa köylüsü gerçek anlamı dışında ayrıca Cumhuriyet dönemini bir hizmet yönetimi olarak görmekte ve bağlılığını bu açıdan da değerlendirilmektedir.
ATATÜRK VE YOZGAT
Atatürk Yozgat’a iki defa gelmişlerdir.
Birinci Gelişleri:
15/Ekim/1924 günü Kayseri üzerinden eşi Lâtife Hanım’la gelmişlerdir. Boğazlıyan İlçesi’nde de şimdi Gazipaşa İlkokulu olan Hükümet konagı’nda istirahat etmişlerdir. Yozgat’ta geceyi Sakarya İlkokulu’nda geçirmişler, gelişleri geceye rastladığından gerektiği şekilde karşılama yapılamadığından erkesi sabah Belediye’yi ziyaretlerinde kurban kesmek v.s. şeklinde tezahüratta bulunulmuştur.
İkinci Gelişleri:
Korkunç bir kış günü, Atatürk sabaha karşı şu emri verdi:Bu kış ve kıyamette memleketin ne halde olduğunu görmek isterim. Otomobiller gezmeğe çıkacağız. O sene kış o kadar şiddetli idi ki, yollardan otomobillerin değil, kurtların bile geçmesi müşküldü. Buna rağmen Kırşehir istikametinde yola çıkıldı. Yolda döküle döküle, hatta Atatürk’ün otomobili birkaç kere batağa saplanmak suretiyle ve bizzat bir aralık kendisi bile itmeğe mecbur kalması şartıyla ilerliyordu.Aynı seyahatin sonunda bin bir meşakkatle Kırşehir’e varılıyordu. Kırşehir’den Yozgat’a gidiyor. 2 Şubat 1934 günü Yerköy İstasyonu’nda geceyi geçiren Atatürk’e resmi bir karşılama yapılmıyacağı tebliğ edilmesine rağmen, halk hazırlanıp bir heyet şehir namına Yerköy’e gitmiştir.Yerköy’den hareket edildiğini işiten Yozgatlıları, şehir hudutlarının çok ilerisinde karşılamaya çıkıyorlar. 3 Şubat 1934 Cumartesi günü saat 16.20 de şehre girdikleri anda heyecanla bekleşen halkın,coşkun alkış tufanı, yaşa varol çığlıkları içinde Ata otomobillerinden inmişlerdir.Akşam karanlığı basmasına rağmen, halk, soğuk ve karlı havada Ulu Önderi bir daha görmekiçin Vilâyet Konağı’nın etrafından ayrılmamışlar, asil sevgilerini göstermek ve alkışlamak amacıyla muazzam bir fener alayı tertip etmişlerdi.Beli bükük yaşlıların, levent yapılı gençlerin bir sel haline getirdiği bu olay, önde Halkevi bandosu ve tezahüratla Vali Konağı’nın önüne gelince, sınırsız heyecana cevaben Atatürk; Çok mütehassis oldum.- - İçimde ciddi tatlı bir sevincim heyecanı var. Yozgat’ın yüksek ve asil halkına teşekkürler eder, istirahatlar dilerim, demişler. Fener alayındaki çoşkun heyacanı tekrarlıyarak; Yozgat’da bariz bir canlılık var. Ne güzel samimiyet ve heyecan gösterildi. Hitabelerdeki olgunluk, gençliğin ve halkın duygularını kuvvetle ifade eti. İltifatlarında bulunmuşlardır.
YOZGAT VE ÇEVRESİNE YERLEŞEN OĞUZ BOYLARI VE YAŞADIKLARI YERLER:
Karatatarlar'ın Bozok bölgesinden gitmesi sonucunda bölge, Sivas'ın güneyinde ve Kayseri'nin doğusunda (bilhassa Uzunyayla) yaylaya Dulkadırlı Türkmenleri tarafından iskan edilmiştir. 15. yüzyülda Yozgat ve komşu mahallere yerleşen, Bozok adıyla anılan oymaklar ve yerleştik leri bölgeler şöyledir:
Kızılkocalu: Topluca yaşadıkları yer; Yozgat, şefaatli, Yerköy ve Musabeyli ile çevrili saha olup,Elmahacılı, Musa Beglü, Aziz Beglü, Yusuf Abtal, Dokuz, Hasancı gibi obalarla Topaç, Erkekli ve İğdeli gibi ekinlikler de bu sahanın içinde bulun- maktadır. 1529 - 1530 yıllarında küçük bir köy olan Yozgat da bu sınırın içindedir. Ayrıca, Baltı Saray, Yassı Kışla, İğde Kısla, Arık Asan, Ağaça Saz, Dere Kışla, Köse Yusuflu, Ali şarlu, Sekilü, isa Hacılu ve Köşler de bu oymağa bağlı olanların yerleşip isim verdikleri yerleşim birimleridir.
Salmanlu: Bu oymak Yozgat'ın batısında bulunan Salmanlı'da yerleşmiştir.
Ağaçalu (Ağaçlul: Bu oymak Karadere'de yaşamaktaydı. Bu bölgede tamamen Agaçalu'larca doldurulmus, Aşağı Kanak da bu boya mensup kişilerce iskan edilmiştir. Ayrıca Sokun, Emlak, Karça, Alilü, Hacılar, Hamzalu, Haşer, çakır ve Cedük'te de Ağaçlu obaları bulunmaktadır. Çiçeklü: Bu boy Boğazlıyan çevresinde oturmaktaydı.
Zakirlü: Bu oymak Sorgun civarında yaşamakta ve Yayla Hacılu, Ramazanlu, Orhan Hacılu, Emir Cazili ve daha bir çok obalara ayrılmaktadır.
Mes'udlu: Bölgenin en eski oymaklarındandı. Buna rağmen pek fazla nüfusu olmayan oymaklardan meydana gelmiştir.
Ağça Koyunlu: Bunların kalabalık bir kısmı Gedük'te bir kısım obaları da Kara Dere'de yaşamaktadır.
Kavurgalu: Yozgat'ın doğusunda kendi adını taşıyan Kavurgalı Köyü ve çevresinde yaşamaktadırlar.
Demircülü: En tanınmış obaları, Sarım Beglü olup Merkeze bağlı Sarımbey bu obanın adını taşımaktadır.
Şam Bayadı: Bunlar Bozok'un sınırları içinde bulunan o zamanki ismi Gedük olan şar Kışla'da yaşamaktadırlar. Bunlar kış aylarını Halep civarında geçirdiklerinden şam Bayadı adını almıştır.
Söklen: Yurtları Yukarı Kanak olup, burada bulunan; Ayrancı, Yağmur Kışlası, Kümber Kışla, Karaca Üyük, Akarca, Arpalık, Küpeli, Karaevli Kışlası, Dere Yağsın, Alembeg Kışlası, Emirbey Kışlası, Baraklu, Akbenlü, çukurviran ve ekinliklerde 1542 - 1543 yıllarında 33 obaya ayrılmış bir halde yasıyorlardı.
Hisar Beglü: Yurtalır Hasbek ve çevresi olup, Hisarbeyli köyü ile Baş Kışla'nın Kışla, Eynelli (Topal Abdal Kışlası), Hasbek, Ozan, Kemal Fakihlü, Ağçadam, çanakçı, ramazanlu, Boyalık, Kayacık, Ağıl lKayalu), çorak, Edik, Alın Pınarı, Musa Fakih, çağlalı gibi ekinlikler de bunlara aittir